Ana içeriğe atla

Oğuz Atay'a Dair


OĞUZ ATAY ((12 Ekim 1934 - 13 Aralık 1977)

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934'te Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde dünyaya geldi. Babası, ağır ceza yargıcı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) VI. ve VII. dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu vekili Cemil Atay'dır. İlk ve ortaokulu Ankara'da okuyan Atay, 1951'de bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji'ni, 1957'de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu.

Oğuz Atay'ın ölümünden 5 yıl önce yayımlanmış bir röportajını okumaya ne dersiniz?
1970 TRT Roman ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar'a karşı, eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?

- Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı, bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz bir kalıp bulamadılar.

Oğuz Atay romanının yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından anlaşılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız, okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu' Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?

- Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kitlesi bulduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyecekleri bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak, yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdıklarını anlamıyorum.

'Tutunamayanlar' ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?

- 'Tutunamayanlar' ile çok basit bir iş yapmak istedim: İnsanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini; peki herkes ne yapıyor' diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarının iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.

Tutunamayanlar'dan Selim Işık kimdir?

- Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım. (Bu cümleyi yazmayın) Adlarını saymanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin 'tutunan' olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık'la yakınlığı olmak birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü; Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşamadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar' Bir arkadaşımın dediğine göre ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.

Ya Turgut Özben?

- Turgut Özben'in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim'le birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.

Bir de hikayeniz yayımlandı. (Yeni Dergi, Eylül 1972 sayısında) Roman ve hikaye bağıntısı üstüne düşündükleriniz' Bugün hala ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?

- Bugünlerde hikaye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikaye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikayeden farklı imkanları var herhalde. İkinci romanım 'Tehlikeli Oyunlar' da özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.

Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi gerekçeleriyle.

- Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski'yi sayarsam 'Tutunamayanlar'ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık'ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur' Gonçarov'un 'Oblomov'u bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak isteğine, bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. 'Hayatı roman' olanların yazdığı pek görülmüyor.

(Pakize Kutlu, Oğuz Atay ile Konuşma, Yeni Ortam, 30.09.1972)
...........................
"...nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre "yahu insanlık öldü mü" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, "insanlık öldü mü" ya da "insanlık ölür mü" biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır. (..) İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. (..)İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü. Onun bu kadar uzun yaşamasına şaşılıyordu. Yıllar önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaylardan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önceki gece sabaha karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır. Doğru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük yaşta öksüz kalan insanlığa, doğru dürüst bir miras da kalmamıştı bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık, başkalarının yardımı ile geçinmeye çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz, boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz, insanlığın yakınlarına başsağlığı ve sonsuz sabırlar diler. 

Not: Merhumun cenazesi, önce, uzun yıllar yaşamış olduğu hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı ümit apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade bir törenden sonra toprağa verilecektir"

 13 Aralık 1977 ; Türk edebiyat dünyasının mühendis kökenli olduğu için çok  uzun süre görmezden geldiği 'oyunbozan'kalemi ve yazarının  ölüm tarihi...
Zeka , kara mizah ve ironi yüklü haliyle yazının başındaki cümleler de elbette Oğuz Atay’ın  zihninin eseri.

Yorumlar

  1. Oğuz Atay'ı da kitabını da biliyorum ama okuma fırsatım olmadı. Anlattığınıza göre bayağı ilginç bir kitap. Sağ olun tanıttığınız için.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İYİ Kİ VARSIN

''Dikkat! Bu post öneri içerir''
Eğer sevgiliniz veya eşiniz için el emeği bir sürpriz

hazırlamak istiyorsanız lütfen youtube kanalıma 

yüklediğim bu videoyu izleyin :)

İyi ki varsın dediğiniz her kim varsa ömür boyu 

yanınızda olması dileklerimle...

Tek bir cümle içinde ne çok şey barındırır. “iyi ki varsın” demek, “sayende” demektir; şükretmek, teşekkür etmektir.

bir dilektir aynı zamanda, “iyi ki varsın”. tek bir dilek: var olanın, hep olmasını istemektir. “iyi ki varsın”, “tamam” demektir.

artık aramayı bırakabileceğini bilmek, her şeyin artık yerli yerinde olduğunu anlamaktır. tamamlanmış hissedebilmektir. “güvendeyim” demektir, iyi ki varsın.

birine, tüm şeffaflığınla, bin-bir rengini gösterebilmektir.

başını yaslayacağın yeri bulmanın rahatlığıyla emin olmak; “o varsa, bana kolay kolay bir şey olmaz” demektir.

üstüne üstlük, “her şey seninle daha bi’ güzel”dir, iyi ki varsın.

o varsa, hiçbir an sıradan olamaz, bilmektir. “sana ihtiyacım var” demektir.

bağlılıktır. mecburiyet…

Bir Şair Padişah II.Murad/Muradi

Daha önceki yazılarımda hem cihan hükümdarı olup hemde şair ruhlu olan padişahlardan bahsetmiştim onlara erişmek isterseniz Fatih Sultan Mehmed Han ve Kanuni Sultan Süleyman  tıklayınız ;)

Şimdi ise 2.Murad Han, Muradi mahlası ile karşımızda.Birazcık naçizane bilgi vereyim istedim...

"Gerçi kim haddüm degüldür bûseni kılmak dilek
Ârif olan çün bilür anı ne lâzım söylemek"

Muradî

Osmanlının 6. Padişahı, şair, Muradî mahlasıyla şiirler yazmış. Doğumu Amasya 1404, Ölümü Edirne 3 Şubat 1451. Babası Çelebi Mehmed, annesi Dulkadiroğulları Beyliği'nden Suli Bey'in kizi Emine Hatun'dur. Bazı kaynaklar annesinin Amasyalı Divittar Ahmed Paşa'nın kızı Şehzade Hatun olabileceğini de belirtirler. (Ak, Coşkun, a.g.e, 49)

Mevlevî tarikatına mensup, hattat bir şair olan Sultan II. Murad, saza, söze ve eğlenceye düşkündü. Türk musikisine önemli hizmetleri olmuştur. 

Kalem ve kılıç; her ikisi de onun zamanında çok kıymetliydi. Döneminde Arapça ve Farsça'dan önemli eserler Türkçe&…

NAZIM HİKMET/ Tahir ile Zühre Meselesi

Çok sevdiğim şairlerden birisi olan Nazım Hikmet RAN'ın çok sevilen şiirlerinden birisidir Tahir ile Zühre meselesi. Elbette herkes gibi bende severim buna binayen şiiri hem seslendirdim hem de sizlerle paylaşmak istedim... Şiire sevdalı olanlara selam olsun efendim... Eksiğiyle, gediğiyle affola...
Tahir olmak ta ayıp değil  Zühre olmakta  Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil  Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte yani yürekte....  Mesela bir barikatta döğüşerek  Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken  Mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?  Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta  Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..  Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir  ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak  yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?  Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden  Tahir olmak ta ayıp değil  Zühre olmak ta  Hatta sevda yüzünden ölmek te ay…