Ana içeriğe atla

Bir Bilge Adam Oktay Sinanoğlu

Maalesef ki ülkemizde bir takım nedenlerden dolayı ve insanımızın daha başka şeylere ilgisinin olmasından dolayı bilime,bilim adamına,bilimsel çalışmalara önem vermemektedir belkide bir çoğumuz uyutulmaktayız! Gelişmememiz,ilerlememiz,sesimizin tüm dünyada duyulmaması için!
Ve yine bir bilge adam göçtü gitti dünyadan sesini yeterince duyuramadan,kendi milleti ona gerektiği gibi sahip çıkmadan...Ne yazık ki yurtdışında daha çok değer gördü ve çalışmalarını orada sürdürdü.
Kimdir Oktay Sinanoğlu acaba?


Oktay Sinanoğlu
Doğum: 2 Ağustos 1934
Bari, İtalya
Ölüm:19 Nisan 2015 (80 yaşında)
FloridaABD
Milliyeti:Türk
Dalı:Kimya, moleküler biyoloji
Çalıştığı yerler: Yale Üniversitesi
ABD Atom Enerjisi Merkezi(1959-1960)
Harvard Üniversitesi (1961)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi(1964)
Yıldız Teknik Üniversitesi
Aldığı ödüller:Alfred Sloan Ödülü (1962)
Tübitak Bilim Ödülü (1966)
Alexander von Humboldt Bilim Ödülü (1973)
Japonya'nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü (1975)
Sedat Simavi Ödülü (1977)
Bilgi Çağı Ödülü (1992)
İLESAM Üstün Hizmet Ödülü (1995)
Uğur Mumcu Bilim Ödülü (2002)

Oktay Sinanoğlu, (d. 2 Ağustos 1934,Bari, İtalya - ö. 19 Nisan 2015Florida,ABD) Türk kuantum kimyacısı, kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog.


Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) Türkiye Başkonsolosluğunda görev yapmakta olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü.
Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Kolejiolan Ankara Yenişehir Lisesi'ne burslu öğrenci olarak girdi ve 1953 yılında bu okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuylaKimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.
1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'taYale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu.
1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir[1].
1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'deJaponya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir[2].Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi.
Dünyada yeni kurulmaya başlayanmoleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramlarıile ilgili konferanslar verdi.
1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı.
Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir[3]
Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M. Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü[4]. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.
19 Nisan 2015 tarihinde hayatını kaybetti.[5]
Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.
Tüm akademik çalışmaları içinde en önemli 5 kuramı şöyledir:
  • Many Electron Theory of Atoms and Molecules (1961) – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı[6].
  • Solvophobic Theory (1964) – Çözgeniter kuramı[7].
  • Network Theory (1974) – Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı[8].
  • Microthermodynamics (1981) – Mikrotermodinamik
  • Valency Interaction Formula Theory (1983) – Değerlik kabuğu etkileşim kuramı.



Kitapları

Göçmen Hamamı (ISBN 9786054569014)



KAYNAK:Wikipedia




Yorumlar

  1. Gercekten ülkemizdeki sorunlarda biride beyin göçü yeteri kadar bilim adamlarımıza fırsat verememizden dolayı bircok yetenek yurtdışına kaçıyor.Oysa burda kalsalar şimdi daha ileri ülkeler arasında yerimizi alabilirdik

    YanıtlaSil
  2. Bilime, bilim insanlarına, aydınlığa, aydınlanmaya pek vaktimiz yok ki bizim. Uğraşacak daha önemli işlerimiz var bizim. Kim kime ne demiş... Kim kiminle gezmiş... Kim hangi marka giymiş...Daha sayamadığım pek çok meşguliyetimiz var bizim. Tv programları ağırlıkla böyle şeylerle dolu. Müthiş reyting yapıyor. Böyle konular belki bir paragraf yer bulur kendine belki de bir cümle... :(
    Böyle bir konuyu işlediğin için sana teşekkür ederim...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir konuda duyarsız kalmadıgınız ve deger verip okuyup yorumladiginiz icin asıl ben tesekkur ederim Nahide Hanim ☺Sevgiler...

      Sil
  3. kıymeti geç anlaşılacak ender insanlardandır. Lise yıllarında kitaplardan tanımıştım kendisini. Yabancı dili çok iyi olmasına rağmen yurtdışında bile tüm konferanslarını türkçe verecek kadar türk ve türkçe sevdalısı bir adamdı. allah rahmet eylesin. Medyanın duyarsızlığıda cabası bir öğretmen olarak dün dersin ilk 5 dk sı Oktay sinanoğlunu anlatarak geçirdik. kendimizce böyle bir kampanya yapmıştık sizinde tanıtıcı yazınızdan ötürü teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  4. Benimde çorbada tuzum bulunsun istedimm insallah bir cok insanimiz Oktay Sinanoglu'nu ornek alıp hayatlarina ve calismalarina devam ederler.Saygilar hocam...

    YanıtlaSil
  5. Nur içinde yatsın.. Nerede öldüğünü okuyunca içim cız etti...

    YanıtlaSil
  6. Böyle bir bilim adamını unutmadığın için teşekkürler.Eline sağlık.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim asıl ☺ Sinanoğlu'nun izinden gidebilmek dileklerimle...

      Sil
  7. Bugun bir ögretmenim anlatmisti oktay sinanogluna bir universite sizin yaptiginiz calismalar bizim seviyemize cok yuksek yaseviyenizi dusurun yada baska bir ulkeye gidin demisler yani ben artik hic anlam veremiyorum neden bizin bilim adamlarimiza deger verilmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu arada yaziniz cok guzel olmus emeginize saglik :)

      Sil
    2. Çok tesekkur ederim Sevgili Büşra ☺ Maalesef ki biz boyle degerlerin kiymetini bilmiyoruz,bilemiyoruz.Daha kucuk yasta anlatilmali aslinda bizlere boylesine onemli isler yapmanin ve yapanlarin mahiyeti...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İYİ Kİ VARSIN

''Dikkat! Bu post öneri içerir''
Eğer sevgiliniz veya eşiniz için el emeği bir sürpriz

hazırlamak istiyorsanız lütfen youtube kanalıma 

yüklediğim bu videoyu izleyin :)

İyi ki varsın dediğiniz her kim varsa ömür boyu 

yanınızda olması dileklerimle...

Tek bir cümle içinde ne çok şey barındırır. “iyi ki varsın” demek, “sayende” demektir; şükretmek, teşekkür etmektir.

bir dilektir aynı zamanda, “iyi ki varsın”. tek bir dilek: var olanın, hep olmasını istemektir. “iyi ki varsın”, “tamam” demektir.

artık aramayı bırakabileceğini bilmek, her şeyin artık yerli yerinde olduğunu anlamaktır. tamamlanmış hissedebilmektir. “güvendeyim” demektir, iyi ki varsın.

birine, tüm şeffaflığınla, bin-bir rengini gösterebilmektir.

başını yaslayacağın yeri bulmanın rahatlığıyla emin olmak; “o varsa, bana kolay kolay bir şey olmaz” demektir.

üstüne üstlük, “her şey seninle daha bi’ güzel”dir, iyi ki varsın.

o varsa, hiçbir an sıradan olamaz, bilmektir. “sana ihtiyacım var” demektir.

bağlılıktır. mecburiyet…

Bir Şair Padişah II.Murad/Muradi

Daha önceki yazılarımda hem cihan hükümdarı olup hemde şair ruhlu olan padişahlardan bahsetmiştim onlara erişmek isterseniz Fatih Sultan Mehmed Han ve Kanuni Sultan Süleyman  tıklayınız ;)

Şimdi ise 2.Murad Han, Muradi mahlası ile karşımızda.Birazcık naçizane bilgi vereyim istedim...

"Gerçi kim haddüm degüldür bûseni kılmak dilek
Ârif olan çün bilür anı ne lâzım söylemek"

Muradî

Osmanlının 6. Padişahı, şair, Muradî mahlasıyla şiirler yazmış. Doğumu Amasya 1404, Ölümü Edirne 3 Şubat 1451. Babası Çelebi Mehmed, annesi Dulkadiroğulları Beyliği'nden Suli Bey'in kizi Emine Hatun'dur. Bazı kaynaklar annesinin Amasyalı Divittar Ahmed Paşa'nın kızı Şehzade Hatun olabileceğini de belirtirler. (Ak, Coşkun, a.g.e, 49)

Mevlevî tarikatına mensup, hattat bir şair olan Sultan II. Murad, saza, söze ve eğlenceye düşkündü. Türk musikisine önemli hizmetleri olmuştur. 

Kalem ve kılıç; her ikisi de onun zamanında çok kıymetliydi. Döneminde Arapça ve Farsça'dan önemli eserler Türkçe&…

Yapayalnız öldükten sonra cesedi kadavra yapılan yazar: Ömer Seyfettin

Türk Edebiyatı'nın unutulmaz isimlerinden Ömer Seyfettin'in cenazesine kimse sahip çıkmayınca, ünlü yazar kadavra yapıldı.
Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinden olan Ömer Seyfettin, aynı zamanda edebiyatın en çok okunan yazarlarından. Yalnızca 36 sene yaşayan yazar, aynı zamanda Türk Edebiyatı'na çok sayıda eser kazandırmıştır;ancak ünlü yazarın hikayesi ne yazık ki edebiyata kazandırdığı eserler kadar parlak sonlanmamıştır. 
23 Şubat 1920'de şeker hastalığı nedeniyle kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi'nde 6 Mart'ta son nefesini verdi. Şeker hastalığından habersizdi Kadıköy dolaylarındaki kiralık evinde yalnız yaşayan Ömer Seyfettin'in yakalandığı şeker hastalığından ne kendisinin ne de doktorların haberi vardı. Şeker hastalığının günümüzdeki kadar yaygın olmadığı o dönemde, tedavi yöntemleri de yeterince gelişmemişti. Ünlü yazar yemek yiyemiyor, günden güne zayıflıyordu; onunla yalnızca en yakın arkadaşı Ali Canip ilgileniyordu. Doktor tavsiyesiyle bol…