Ana Sayfa Hakkımda Gönülden Dökülenler Ortaya Karışık Alıntılar

28 Eylül 2016 Çarşamba

Fatofotofan'da Çekiliş Var Bekleriz!

Güzel dostumun blogunda cok güzel bir Çekiliş var hadi hemen katılalım öyleyse☺
Linki buraya bırakıyorum...
                             SEVGİLER

23 Eylül 2016 Cuma

Mehmed Niyazi-Dahiler ve Deliler

mehmed niyazi dahiler ve deliler ile ilgili görsel sonucu

Mehmed Niyazi'nin Dahiler ve Deliler kitabından bir kısım.Arada bir kitaplardan alıntılar yapmak fena olmaz heralde :) İyi okumalar^^

Ötüken Neşriyat, s.51-54

“Delikanlı sevgilisiz olur mu, hele sanatkârsa?” diye zihninden geçirerek yürüyordu. Goethe aşkı tanımasaydı, Genç Werther’in Acıları’nı yazabilir miydi? Kişi acı çekmeden nasıl olgunlaşırdı? Kemalin anası ızdırap değil miydi? İçini okşayacak, dillere destan olacak bir sevgili bulmalıydı. Bulacağı sevgilinin güzelliğiyle beraber kişiliği de olmalıydı. Aksi takdirde ona nasıl bağlanırdı? 
   Otobüs durağında dikilen kızlara baktı; hepsi de kusurluydu. Kimisinin yüzü ince, kimisinin boyu kısa, kimisinin de ağzı burnu sevimsizdi. Derin bir iç çekti. “Ah meçhul sevgili, seni elbette bulacağım. Sen ne talihli insansın, seni yazacağım. Shakespeare’in Juliet’i, Senpiyer’in Virjini’si gibi ölümsüzlerin arasına karışacaksın. Izdırabımın, ilhamımın kaynağı olacaksın. Sevmesini bilmeyenin yazar olamıyacağını insanlık öğrenecek! Beni sevmene gerek yok. Ama en azından varlığımı, seni sevdiğimi bilmelisin. Romanımı okurken bütün zerafetinle, kendinin bile keşfedemediği güzelliklerinle karşılaşınca, kimbilir ne kadar sevineceksin? Yeter ki seni bulayım. Gerisi kolay…” 
   Bir sonraki durakta uzun boylu, sarışın bir kız dikkatini çekti. Çok şık giyinmişti. Duruşunda, bakışlarında bir asalet vardı. Hiç düşünmeden lâf attı. 
   -Yalnız mı gezeceksiniz? 
   Arkasından gelen şık giyinmiş, yakışıklı bir delikanlı hafiften omuzuna dokunarak: 
   -Merak etmeyin, benimle gezecek, dedi. 
   Hiç istifini bozmadı. 
   -Böyle güzel bir kızla gezmek her gence nasip olmaz. Yüksek bir zevkiniz varmış. Sizi kutlarım. 
   Boş gelen taksiyi durduran delikanlı, binerlerken gülümseyerek onu selâmladı. O da ciddiyetle elini kaldırıp, mukabele etti. 
   Sık sık uğradığı çay bahçesine geldi. Masaların çoğu doluydu. Konuşabileceği yalnız bir kız yoktu. Nedense bugün bir kızla mutlaka tanışmak, yakınlık kurmak istiyordu. Oysa şimdiye dek sayısız fırsatlar doğduğu halde değerlendirmemişti; çünkü kendisini eserinden koparacak herşeyi gündeminden çıkarmıştı. Nasıl olsa yakında kitlelere mal olacak, kalabalıkların hücumuna uğrayacaktı, her halükârda o sayısız güzelliğin arasından bir tane seçerdi. Ama ne yazık ki düşündüğü esere başlayamamıştı bile. Bu verimsizliğinde o yanlış kararın payı vardı. 
   Boş bir masaya oturdu. Cebinden çıkardığı kitabı okumaya başladı. Satırlar gözlerinin önünden kayıyor, fakat okuduklarını pek anlamıyordu. Bir gün, bir parka gideceğini, orada yazdığı kitabı güzel bir kızın hararetle okuyuşunu göreceğini hayal ediyordu. Kimbilir o kız, kitabın yazarı olduğunu söylediğinde nasıl şaşıracaktı!... Belki de şaka yaptığını sanacak, ona inanmayacaktı… Bu hayallerle mest olması, üşümesini engellemedi. Kalktı; kahvenin yolunu tuttu. 
   Burası belki sadece İstanbul’un değil, bütün ülkenin en büyük kahvesiydi. Bayezid’in üniversite muhiti olması yüzünden öğretim üyelerinin bu civarda oturuyor olmaları, emekli olanları da alışkanlıklarının bu semtte tutması, basın merkezi Bâbıâli’ye yakın bulunması, öğrenci yurtlarının bu çevrede toplanmaları kahvenin müşterilerini diğer kahvelerinkinden çok farklı hale getirmişti. Ankara’dan, İzmir’den, yurt dışından herhangi bir sebeple İstanbul’a gelen bir bilim insanı, politikacı, gazeteci, romancı, şair Marmara Kahvesi’nde sohbet olduğunu bilir, dostlarını görmek, yurtta ve dünyada neler olup bittiğini anlamak için mutlaka oraya uğramaya çalışırdı. Müdavimlerinin arasında her fikirden insan vardı; dindarlar, ateistler, milliyetçiler, batıcılar, demokratlar, komünistler, faşistler aynı masada otururlar, rahatça tartışırlardı. Bazen öyle konular ele alınırdı ki uzman olmayanların bir şey söylemeleri mümkün değildi. Meselâ Çar I. Nikola’nın kaynanası Çek mi, yoksa Slovak asıllı mıydı?...  Kahvenin müdâvimi olmak, âdeta bir cemiyete dahil olmaktı; resmî dairelerde çalışanların, hangi fikirden olursa olsun, kahvede aynı masada sohbet etmemiş olsalar bile, işi düşenlere yardımda bulunmaları için göz âşinalıkları yeterdi. 
   Buradaki yakın dostluklarda fikirlerin aynılığı değil, yaş, seviye önemli rol oynardı. Emekli profesörlerden, yaşlı yazarlardan gençlere doğru inerken birbirinden farklı gruplar oluşurdu. Gençlerin yaşlılara ilgisi fazlaydı; nerede okuduklarını, hangi üniversitede doktora yaptıklarını, neler yazdıklarını bilirlerdi. Onlar ise gençlerin dünyalarına fazla girmezlerdi; nereli olduklarını, öğrenim durumlarını önemsemezlerdi. Ama sadece bu iki grubu değil, memurları, işçileri, meczupları da Marmara’nın havası kuşatırdı. Herkes haddini bilir, büyüklere saygısızlık yapmayı kimse aklının ucundan geçirmezdi. Hiç kimse, kimseyi hor görmezdi; bazen dünya bilim literatürüne girmiş emekli bir öğretim üyesi veya ünlü bir şair, bir gençle, hatta kahvenin sâkini bir meczupla saatlerce sohbet ederdi. 
   Caddeden biraz yüksekte olan kahveye sekiz on basamaklı bir merdivenle çıkılırdı. Bayezid Meydanı’na bakan ön tarafında balkonu andıran bir yer vardı, havanın müsait olduğu günler, buraya iki üç masa konulurdu. Kahvenin bu yönü tamamen camdı. Kahveyle balkonu ayıran veya birleştiren bu camın batı tarafında duvara bitiştiği yerdeki kapıdan içeriye girilirdi. Girişteki on kadar masaya oyun kâğıdı, tavla, okey takımı verilmezdi, bu bölüm sohbet için ayrılmıştı. Kahvenin sahibi Mustafa Bey, müşterileriyle gurur duyar, onlara lâyıkıyla hizmet etmeye çalışırdı. Kahve genellikle temiz ve düzenliydi, bilhassa sohbet bölümündeki masaların yeşil örtüleri sık sık değiştirilirdi. 
   Buraya kimler gelmezdi ki!... uluslararası üne kavuşmuş bilim insanlarından, dünyada en ciddi, en güvenilir kabul edilen ansiklopedilerde yer almış sanatkârlara kadar çok değişik, renkli kişiler gelirdi. Ama Kartal, bunların büyük çoğunluğunu lüzumsuz yaratıklar olarak görürdü. Kahve sakinlerinden bazıları Kartal’ın pek farkında değillerdi, olanlar da onun kendisinde bir şeyler vehmettiği kanaatindeydiler. Kartal, ona karşı takınılan tavırların geçici olduğunu bilirdi; çünkü bu insanların tamamına yakınında ne beyin, ne de göz vardı. Eseri çıktı mı, balyoz gibi kafalarına inecekti, o zaman kim olduğunu anlayacaklardı.

16 Eylül 2016 Cuma

Araf


Yine bir hüznün arefesinde,
Arafta bir yerlerdeyim...
Bir adım ötesi cehennem sanki.
Kaçsam olmaz kaçmasam olmaz.

Yakalar mı mutluluk ne dersin?
Tutar mı ellerimden sımsıkı?
Ya da düşünmesem mi bunları?
Zaten hayat geliyor bildiği gibi.

Alıp gitsem diyorum başımı
Kimsecikler olmasa...
Çözüm olur mu hüzne,kedere?
Zannetmiyorum.Belki bir ihtimal.

Hüzün bu bırakır mı hiç beni?
Güneş doğudan batarsa mümkün.
Mutlu olmak zor değil biliyorum,
Şayet bırakırsa hüzün peşimi.





8 Eylül 2016 Perşembe

CANIM KARDEŞİM

canım kardeşim ile ilgili görsel sonucu
Kardeş demek can demek derlerdi de anlamazdım daha önceleri.Toydum,çocuktum bilmezdim.Allah bana iki kardeş verince anladım can demek ne demek.
Asyam al yazmalım,dünyaya geldiğinde 13 yaşındaydım bazen bir anne bazen bir abla oldum ona.Şimdi o büyüdü roller değişti.Bazen anne bazen abla oldu bana.
Dünüm,bugünüm,yarınım,çocukluğum,herşeyim...
Ekmeğimi,derdimi,hüznümü,mutluluğumu,heyecanımı bölüştüğüm,diğer yarım o benim.
Büyüdükçe bana benzemesi de cabası kurban olduğum.
Allah ayırmasın bizi birbirimizden.İyi ki doğmuş iyi ki var benim kuzum.Kız kardeş,kız kardeşe her zaman lazımmış hayat bunu da öğretti bana.Ben her zaman onun yanında olacağım Allah ömür verdikçe.O benim kıymetlim hiçbir kimsenin üzmesine müsaade etmem. Rabbim güzel yazılar yazsın sana Asyam❤ 
Ömrün boyunca bütün güzellikler seninle olsun.
Ömrün uzun ve bereketli olsun.Can dediğim,can bildiğim,kardeşim iyi ki doğdun...
09.09.2016

4 Eylül 2016 Pazar

#MİM Tadımlık, Yutulmalık, Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar

Sevgili dostlar merhaba,
hareketli resımler gif ile ilgili görsel sonucu
Harika bir mim ile karşınızdayım. Mimlenmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki,nasıl da özlemişim mim yanıtlamayı. Beni unutmayan saygıdeğer Tigris Hanımefendiye çok çok teşekkür ediyorum :) Onun mimini de buraya bırakıyorum lütfen okuyunuz...

Didemika Hanımefendinin başlatmış olduğu bu mim şu şekilde;
Tadımlık,yutulmalık ve çiğneyerek hazmedilmelik kitapları sizinle paylaşacağım. Aslında o kadar fazla  bu kategorilere koymak istediğim kitap var ki bıraksam uzayıp gider liste :) Şimdi kendimce bu kategorilere layık gördüğüm kitapları sizlere takdim ediyorum efendim...

Tadımlık Kitap: Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf romanını çok severek okumuştum hatta okurken bu kitabın filmini yapmayı bile hayal ettim. Tadı damağımda kaldı doğrusu...

kuyucaklı yusuf ile ilgili görsel sonucu

Yutulmalık Kitap: Küçük yaşlarda okumuş olduğum Victor Hugo'nun eşsiz eseri Sefiller  bence yutulmalık kitap listesinde birinci sırada diyebilirim. Okurken çok etkilenmiş ve kendimce bu kitaptan dersler çıkartmıştım...
sefiller romanı ile ilgili görsel sonucu

Çiğneyerek hazmedilmelik kitap: Aklıma ilk gelen vatan şairi Mehmed Akif Ersoy'un Safahat isimli eseri oldu.Mutlaka herkesin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
safahat ile ilgili görsel sonucu

HOŞÇAKALIN...
Mimlediklerim:

2 Eylül 2016 Cuma

Benim Hikayem


benim hikayem ile ilgili görsel sonucu
Benim hikayem yolu yokuşa sürmek gibi 
Bi' sabah kalkıp dünyayı fethetmek gibi 
Hayal içinde hayal inşaa etmek gibi 
Gözden gönülden hep bir şeyler çaldım sanki 

Bak benim hikayem çok susup az konuşmak gibi 
Durmadan içimden bir şeylere cevap arar gibi 
Gökyüzüne bakıp bazen bir melek bekler gibi 
Bunca hüsranı kalbe boşuna yük ettim sanki 

Ah ben böyle değildim herkes gibi değiştim 
Yok Allah'ım olamaz ben herkes gibi değildim 
Yıllara da direndim yeri geldi yenildim 
Kış geçince bi' baharda kendimi yenilendim 

Yok yok hüsran benim vefakar kapı komşum değil hiç olmadı da 
Benim yüreğimde inancim var kapılar bi' açılıp bi' kapansa da 
Ruhum hala ilk günki gibi tertemiz duruyor kabında 
İçim hep güneş, mevsim yaz, sonbahar ya da kış olsa da 

Ahhh kalbime bak, kalbime yaz ne yazacaksan... 

Benim hikayem göğe semaya yönelir gibi 
Ellerimi açıp yana yakıla dua eder gibi 
Kabul olmasa da bir sebebi vardır der gibi 
Her şeye rağmen yüzüme tebessüm koymak gibi 

Bak benim hikayem bir uyuyup bir uyanmak gibi 
Kaybolan her şeyin geri geleceğine inanmak gibi 
Koca alemde dengimi rengimi aramak gibi 
Ben bugün yalanımdan dolanımdan arındım sanki

AHMET ENES